Bugün her şey çok hızlı değişiyor.
Bilgi artıyor ama anlam azalıyor.
Ve insan hâlâ aynı soruyu soruyor:
“Ben neden böyleyim?”
Aslında bu soru yeni değil.
Yüzyıllar önce İbn Sina da aynı sorunun peşindeydi.
İbn Sina neyi fark etmişti?
İbn Sina şunu çok net görmüştü:
Her insan farklıdır.
Ve bu fark sadece dış görünüş değil…
Doğanın kendisinden gelir.
O, insanı dört temel mizaç üzerinden anlamlandırdı:
- Sıcak
- Soğuk
- Kuru
- Nemli
Ve dedi ki:
İnsanın bedeni, zihni ve davranışları bu dengenin bir yansımasıdır.
Bugün neden hâlâ geçerli?
Aradan yüzyıllar geçti.
Ama insan değişmedi.
Sadece yaşam şekli değişti.
Bugün de:
- Bazı insanlar çabuk öfkelenir
- Bazıları içine kapanır
- Bazıları sürekli hareket ister
- Bazıları sakinlik arar
Ve çoğu insan kendini yanlış yerde konumlandırır.
Çünkü kendini tanımaz.
İbn Sina’nın yaklaşımı burada hâlâ çok güçlü:
Önce kendini tanı.
Sonra hayatını ona göre şekillendir.
Modern dünyada en büyük hata
Bugün sistem sana şunu söylüyor:
“Herkes gibi ol.”
Ama bu mümkün değil.
Çünkü herkesin mizacı farklı.
Aynı beslenme herkese iyi gelmez.
Aynı yaşam tarzı herkesi mutlu etmez.
Ama insanlar buna zorlanıyor.
Sonra da dengesizlik başlıyor.
Benim çalışmalarım bu noktada başlıyor
Benim yaptığım şey aslında çok eski bir bilgiyi bugüne taşımak.
İbn Sina’nın ortaya koyduğu bu anlayışı,
senin hayatına uyarlamak.
Doğum saatin, mizacın ve bedenin…
Bunların hepsi bir bütün.
Ve sana şunu söylüyor:
“Nasıl yaşarsan dengede olursun?”
Mizaç bir etiket değildir
Çoğu insan mizacı bir sınıflandırma sanıyor.
Ama değil.
Mizaç bir sınır değil, bir rehberdir.
Seni kısıtlamak için değil,
seni sana yaklaştırmak için vardır.
Sonuç
İbn Sina’nın söylediği şey aslında çok basit:
İnsan doğasına uygun yaşadığında iyileşir.
Bu bilgi eski değil.
Sadece unutulmuş.
Ve belki de bugün yapılması gereken şey şu:
Yeni bir şey öğrenmek değil…
Hatırlamak.
